
Her insanın hayatı birbirinden farklıdır, sahip olduğu imkânlar aynı değildir. Kimisi çok fazla çaba sarf etmeden, rahat bir yaşam sürerken kimisi de sabahtan akşama kadar en ağır işte çalışarak geçimini temin etmeye çalışır. Bir taraftan kimisi sûreten sair insanlardan daha güzel/yakışıklı olabilir. Kimisi daha zeki, kimisi bazı konularda daha yetenekli olabilir. Böyle olmakla beraber sahip olduklarımız da daimi değildir, yerinde durmaz, kararsızdır. Bir insan sağlıklı iken bir anda amansız bir hastalığa yakalanabilir. Zengin iken bir anda tüm servetini kaybedebilir. Sıkıntılı günler geçiriyorsa bir insan, o sıkıntılı günler hep devam edip gitmez. Ve ya çok mutlu günler yaşıyorsa, duyguları hep aynı şekilde devam etmez. Sevindiği, mutlu olduğu zamanlar da olur, üzüntü duyduğu, kederlendiği anlar da olur. Kazanır, kaybeder, ayrılır, kavuşur, gözyaşı döker insan… Yani keder de, sevinç de insan için vardır. Hayat yolculuğunda kolaylıklar olduğu gibi, meşakkatler de vardır. Hiç beklenmedik musibetler de vardır. En umulmadık zamanda en sevdiğimizi kaybetmek de vardır. Demek ki dünya yerinde sabit durmadığı gibi, içindekiler de sabit değildir. Sürekli bir değişme içerisindedir her şey. Günler, haftalar, mevsimler, yıllar sürekli değişirken, ömrümüz de çocukluk, gençlik, ihtiyarlık şeklinde değişime uğrayarak devam eder. Gün gelir tanıyamayız aynalardaki yüzümüzü. Şairin “Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?” dediği gibi. İki günümüz bile aynı değildir. Bir gün kendimizi dünyanın en mutlu insanı sanıyorken, ertesi gün kendimizi dünyanın en kederli insanı zannedebiliriz. Gülü de vardır, dikeni de ömrümüzün… Bazen yol yokuştur, yük ağırdır… Bazen düz iner, kolay olur. Bazen düğün olur, bayram olur… Bazen yas tutulur, hüzün hâkim olur… Hayatın çeşitli halleri karşısında bize düşen; sağlığımız, sıhhatimiz yerindeyken buna şükretmektir. Elimizde nimetler bol bol varken, ailemizin huzuru yerindeyken bunlara şükretmektir. Gençliğimiz hala bizi terk etmemişken, buna şükredip ebedi gençliğin çaresini aramak ve bulmaktır. Bununla beraber, başımıza bir musibet geldiğinde, sağlığımızı kaybettiğimizde, sıkıntılı günler yaşadığımızda da sabır içinde “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” deyip sabretmektir. Ondan ne gelirse zahiren bize çirkin gözükse de, hakikaten bakıldığında güzeldir diye düşünmektir. “Kadere teslim olan, kederden emin olur” sırrınca, her zaman tam bir teslimiyet içerisinde olmalıdır insan. Böyle olduğu zaman, ne kazandığına sevinir, ne kaybettiğine üzülür. Zira koskoca dünya dahi fani olması cihetiyle ehemmiyetsiz olduğuna göre, içindeki yaşanan sıkıntılar, fırtınalar da geçici ve ehemmiyetsizdir. Biz asıl vazifemizi düşünmeliyiz, bu fani dünyanın fani meseleleriyle sermayemizi tüketmemeliyiz. Niçin bu dünyaya gönderildiğimizi düşünerek, kabrin arkası için çalışmalıyız.
yazan:Mehtap YILDIRIM

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder