.jpg)
Hayatta yaşadığımız her anın bize hatırlattırdığı ve tattırdığı duygular vardır. Bazen bir güzel sözde hayallere dalar, bazen de bir fincan kahvede dostluklarımızı pekiştirirken hatıralarımızı yâd ederiz.
Kimi zaman ufkun kızıllığında kaybolan güneş gibi bakışlarımız da boşlukta kaybolurken, kalbimiz doğacak sabahların ümidi ile çarpar. Kimi geceler de gözlerimiz parlak bir yıldızla sessizce hasbihal ederken oralarda neler olup bittiğini içten içe merak ederiz. Ancak gözbebeğimiz ile yıldız arasında muhabbet bağlantısı çoktan kurulmuştur. Onların birbirlerine anlattıkları şeyler vardır.
Her çocukta bir parça kendi çocukluğumuzu buluruz. Her ihtiyarda yıllar sonrasını hayal edip kendi akıbetimizi görürüz. Su üzerindeki kabarcıkların kaybolup yerine yenilerinin gelmesi gibi geride kalan anlar yenileriyle tazelenir. Böylece hayat sürekli tazelenerek, farklı ve yeni manzaralarla akıp gider.
Sizi bilmiyorum ama, ben hayatın bu seyrini en çok yolculuklarda buluyorum. Bize geçmişimizi ve geleceğimizi özetliyor. Hayatımızın muhasebesini yapma imkânı sağlıyor. Kısa zamanda o kadar çok şey anlatırlar ki, adeta yaşadığımız yılların bir resmigeçidini seyrederiz. Aracımızın camından seyrettiğimiz manzaralar geride kalırken, yeni yeni manzaralar kalp ve ruh pencerelerimize konuk olurlar.
Bu geride kalan manzaralar bizi alır tâ çocukluğumuza götürür. Anlarız ki geride kalan hayatımızdan kesitlerdir. Toz, toprak içinde düşe kalka oynadığımız günlerdir... Oyuncaklarımızdır, yüzünü ve ismini bile şu anda hatırlayamadığımız çocukluk arkadaşlarımızdır. Bir şeker ya da çikolata tadıdır, bir daha aynı lezzeti hissedemediğimiz. Geride kalan biraz bizizdir, bizden parçalardır... Okula başladığımız ilk gündür... Kurşun kalem, silgi, tebeşir kokusudur...
Geride kalanlar yaşadığımız yıllar kadar geçirmiş olduğumuz mevsimlerdir. Çiçek demetleriyle gelen süslü baharlardır. Susuzluğunu duyduğumuz yakıcı bir yazdır. Bazen de içimizi üşüten bir ayazdır... Biraz yağmurdur, biraz kardır...
Sonbaharda dökülen yapraklar, takvim yapraklarından eksilen günlerimize karışırken, anlarız ki bu dünya bize dardır. Her gönlün arzuladığı ebedi bir diyar vardır.
Yolculuğumuzda geride bıraktığımız manzaralar bize bunları düşündürürken yeni karşılaştığımız manzaralar da geleceğimizi düşündürür. "Acaba bu manzaradan sonra nelerle karşılaşacağım, nasıl yerlerden geçeceğim, hangi duraklarda konaklayacağım?" gibi soruların cevabını merak ederiz. Duraklarda bazı yolcular inerken, yeni binen yolcular bize "merhaba" derler. Böylece yeni yüzlerle tanışıp sohbet etme imkânı buluruz. Gidenlerin yeri daima gelenlerle doldurulurken geride kalan hiçbir şey unutulmaz, hafızalarımızda kayıt altına alınır.
Yollar ve yolculuklar geçmiş ve geleceğimiz arasında bir köprü gibidir. Hayat yolculuğumuzun bir provası, bir fihristesidir. Hepimiz uzun bir seferdeyiz. Ve, ne bu yolculuğumuza nerede nasıl başladığımızı hatırlayabiliyoruz ne de bundan sonra hangi menzillerde nasıl bir hayatta yaşayacağımızı... Sadece bulunduğumuz anı görebiliyoruz ve şimdilik dünyada olduğumuzu biliyoruz.
Çoğu zaman hayata bir bütün olarak bakamayabiliyoruz. İşte böyle zamanlarda yolculuklar bize geçmiş ve gelecek hayatımıza bir kuşbakışı yapabilme hususunda yardımcı oluyor. Gözlerimiz aracın penceresinden etrafı seyrederken, esasında seyrettiğimiz hayatın ta kendisi oluyor.
yazan : Mehtap YILDIRIM








