18 Mayıs 2008 Pazar

muhabbetteki kuvvet




Kâinatın her köşesi sevgi ile örülüdür. Her şey birbirine muhabbet bağları ile bağlıdır. Bu muhabbetin heyecanı ile kâinat sarayında işler aksamadan devam eder. Bu muhabbet ile bir nazenin çiçek kayayı şak eder de hayata gülümseyerek başını kaldırır. Kaya da aynı muhabbetle ona yol açar. Bulutlar bitkilerin, bitkiler hayvanların yardımına koşar. Rüzgârlar tohumları muhabbetle taşır. Bunun gibi kâinatın hangi köşesine baksak keyifle ve muhabbetle devam eden hummalı bir çalışma görürüz.
İşte insan da böyle bir kâinatın meyvesidir. İnsan vücudu da muhabbetle örülmüş hücrelerden oluşmuştur. Kâinatın işleyişindeki sistem insan vücudunda da işlemektedir. Organlar birbirlerinin vazifesine yardım ederler, birbirlerine destek ve tamamlayıcı olurlar. Bedenimiz de dünyamız gibi bize en güzel mesken olmuştur. Birisi evimiz, diğeri şehrimiz gibi. Her iyilik ve her yardım altında sevgiyi barındırdığına göre onlar da sevgi ve muhabbetle vazifelerinin peşinde koştururlar.
Kâinatın meyvesi olan insan, içinde öyle bir çekirdek taşır ki, o çekirdekte tüm kâinatı kuşatacak bir muhabbet programı vardır. Hepimiz böyle bir muhabbet çekirdeği ile dünyaya geliriz. Bundan sonra ise o çekirdeğin programını işletme görevi bize düşmektedir. Yaratıcımızın bizim için yarattıklarını, bizi kuşatan muhabbetini, sevgisini, şefkatini, cömertliğini anlayarak Onu tanımak ve sevmek en mühim vazifemizdir. Yaratılan her şeyi Yaratandan dolayı seven insan hakiki muhabbeti bulduğu gibi muhabbetten mahrum da kalmaz. İnsanın etrafına saçtığı sevgi enerjisi kat kat çoğalarak ona geri dönecektir.
Güzel görebilmenin ve güzel düşünebilmenin altında da yine sevgi vardır. Seven insan daima pozitiftir. Risale-i Nur mesleğinde de bu düşünce hâkimdir. Yani hep olumlu ve güzel düşünmek ve ya “müspet hareket”. Diğer bir ifadeyle “sana safa vereni al, keder vereni bırak” düşüncesi. Olumlu ve güzel olan her şey altında bir sevgiyi barındırdığı gibi, tüm olumsuzlukların ve kötülüklerin temelinde de sevgisizlik yatmaktadır. Toplumu huzursuz eden, kapkaç, cinayet, terör gibi tüm şiddet olaylarının sevgisizlikten, merhametsizlikten kaynaklandığı açıktır.
Çileli ömrünü muhabbete adamış olan Bediüzzaman Said Nursi “Yolların en keskin kuvveti muhabbettir “ der. Kendisi de bu kuvvet ile tüm eziyet ve zulümlere tahammül edebilmiş, büyük bir fedakârlık ve şefkat ile “Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar, maruz kaldığım işkenceler, katlandığım musîbetler helal olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanların hepsine hakkımı helal ettim” demektedir. İşte hakiki sevgi budur. Sevginin aşamayacağı engel yoktur.
Cenab-ı Allah “Habibim sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım” demiştir. Böylece kâinat Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâmın muhabbetine ithaf edilmiştir. Yani Muhammed’den muhabbet hâsıl oldu. O’nun muhabbeti her şeye aksetti. Dağ, taş, ağaç, kuş, böcek Onun muhabbetiyle yanıp tutuşurken, Efendimiz de kâinatı kuşatan sonsuz muhabbetiyle en çok ümmeti için dua edip gözyaşı döktü. O bizi kimsenin düşünmediği kadar düşündü, kimsenin sevmediği kadar sevdi. Bu yüzdendir ki, herkesin “nefsî nefsî” dediği bir zamanda O “ümmetî, ümmetî” diyecektir.
Madem biz böyle bir muhabbetle yaratılmış ve muhabbetle kuşatılmışız, muhabbetteki kuvvet ile kenetlenelim, dostluk, kardeşlik bağlarımızı güçlendirelim. Kâinatla kardeş olalım. İnsanlık dışı taşkınlıklar ile kâinatı hiddete getirmek yerine; kalbimizdeki muhabbet çekirdeği ile geçtiğimiz yerleri muhabbet sümbülleri ile donatarak biz de bir muhabbet fedaisi olalım. Muhabbetteki kuvvet ile her güçlüğün üstesinden gelelim.

yazan: Mehtap Yıldırım

12 Mayıs 2008 Pazartesi

1 Mayıs 2008 Perşembe

çocuklara sigorta





Şu günlerde anne babalar çocuklarını sigorta ettirmek telaşındalar. Her anne baba çocuğunun gelecekte iyi bir meslek sahibi olmasından, iyi bir evlilik yapmasına kadar düşünüyor. Hatta bütün yaşama gayelerini çocuklarına endekslemişcesine uğraşan anne babaları görüyoruz. Şimdilerde ise çocuklarının emekliliğini düşünüyorlar. Çocuklarının geleceğini güvence altına almaya çalışıyorlar.
Anne ve babaların evlatları üzerindeki hakları ödenmez. Şefkat ve sevgilerinden de şüpemiz yoktur. Ancak bir anne baba evladının sırf dünyadaki ortalama atmış yılını rahat geçirmesi için çaba sarfediyorsa burada bir sevgi ve şefkat eksikliği var demektir.
Asırların mimarı ve bir şefkat abidesi olan Bediüzzaman Said Nursi'nin verdiği şu örnek bu gün de anne babalara güzel bir ders vermektedir. Şöyle der : "ıÜüOğlum paşa olsun" diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor." Biraz düşünecek olursak bir çocuğa meslek garantisi, rahat yaşama, sigorta etmek gibi imkânlar sağlamaktan önce yapılacak daha önemli bir şey var. Bu öyle bir sigorta olsun ki, hem dünyasını hem de ahiretini teminat altına alsın.
Bediüzzaman her meseleye keskin ve geniş bir nazar ile hakikat noktasından baktığı için masum çocukların ve gençlerin geleceklerini pek çok düşünür. Öyle ki anne babalarımızın düşünemeyeceği kadar büyük bir şefkatle düşünür. "Karşımda müthiş bir yangın var.ıÜüAlevleri göklere yükseliyor, içinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum" derken evladım dediği bu vatan gençlerinin karşılaşacağı tehlikeyi görür ve kendini alevlere atmaya razı bir şefkatle söyler bunu. Yine Eskişehir Hapsindeyken karşısındaki lisenin kızlarının elli yıl sonraki geleceklerini görür ve onlara duyduğu şefkat ve merhametten dolayı ağlamaya başlar. Evlatlarının içine düşebileceği tehlikelere karşı önlemler almayı en önemli vazifesi bilmiş, onların dünya ahiret ve saadetini teminat altına almak için çalışmıştır.
Çocuklara hakiki bir şefkat nazarı ile bakan yetişkinler o çocukların sadece dünyada karşılaşabilecekleri zorlukları düşünerek kaygılanıp üzülmezler. Hakiki bir şefkat çocuğun her iki dünyasının da iyiliğini, hayrını istemeyi, düşünmeyi gerektirir. Bu çocuğun kabirdeki hali nice olur? Ahirette ne durumda olur? Yakama yapışıp benden davacı olur mu? gibi soruların cevabını düşünerek çocuklarımıza da ona göre bir gelecek hazırlamalıyız. Herşeyden önce ona dünyada rahat ve huzur, kabirde nur, ahirette kurtuluş olacak "iman sigortası" ile sigortalamalıyız.