22 Ağustos 2008 Cuma

Risale-i Nur ve Yağmur


“Risale-i nur’la yağmur alakadardır. Okunmasına, yazılmasına manialar olduğu zaman kuraklık başlar. Ve intişarı rahmet olduğu için, rahmetin gelmesine vesile olduğuna inandık.”( 8.Lem’a’nın ahiri)
Risale-i nur’un bir çok yerinde beyan edilmiştir ki, ne zaman Kur’an ve iman hizmetine sed çekilse, hücum edilse neticesi kuraklık ve yağmursuzluk olmuştur.
Son günlerde yaşadığımız şiddetli sıcaklar, kuraklık, orman yangınları gibi felaketler Risale-i nur ve rahmet/bereket bağlantısını ve hizmetlerimizi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini hatırlattı.
Elhamdülillah Üstadımızın “gün gelecek Risâle-i Nurları dünyaya okutturacağım” müjdesi vuku bulmuş, dünyanın her köşesinde Risale- i Nurlar okunmaktadır. Gerek ülkemizde gerekse dünyada hizmetler devam etmektedir. Bununla beraber dünyayı tehdit eden küresel ısınma, kuraklık, kaynakların azalması gibi sıkıntılar yaşamamız bizi düşündürüyor.
İmkanların çok kısıtlı olduğu bir zamanda matbaanın olmadığı, gaz lambası altında el yazısı ile çoğaltılan, intişarı ve inkişafı için her zorluğa katlanılan o çileli günlerden böyle rahat günlere kavuştuğumuzu düşünecek olursak hizmetlerimizin de günümüz şartlarına göre yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. O zamanlar Risale-i Nur’un okunması ve yazılması, devlet eli ile engelleniyordu. Bir dayatma ve zorlama mevcuttu. Bu zamanda ise hiç bir baskı olmaksızın, nefisten gelen tembellikler, dünya işleri gibi sebeplerle yeteri kadar okumuyoruz, yazmıyoruz, neşrine çalışmıyoruz, inkişâfı için hizmetlerde bulunmuyoruz. Risale-i nur hizmetine olan maniaların bu zamanda bir baskı ile olmayıp kendi isteğimizle olması daha da acı değil mi? Önemsiz dünya işlerine vakit ayırdığımız kadar elimizin altında okunmayı bekleyen kitaplarımızı okumaya vakit ayırmıyoruz. Halbuki ne kadar şükretsek ve ne kadar okusak azdır.
“Risale-i Nur, kalbe huzur, vücuda afiyet, rızka bereket” olduğuna göre, okuyanların ve yazanların daha huzurlu, mutlu ve sağlıklı olması gerekirdi. Demek ki yeteri kadar ve gereği gibi okunmuyor ki, bunlardan mahrum bulunuyoruz. Öyle ise bizi okumaktan alıkoyan ne? Televizyon mu?, internet kullanımı mı?, dünya işlerinin yoğunluğu mu? Bu engeller her ne ise bunları hayatımızdan çıkaralım ya da hayatımızda işgal ettiği yeri ve önemi azaltalım ne dersiniz? Dünyevîleşme tuzakları nur talebelerini de etkisi altına almasın.
Günlerimiz Risale-i Nur’suz yani susuz, rahmetsiz, bereketsiz geçmesin. İçinde bulunduğumuz üç ayların hürmetine, yaklaşmakta olan Ramazan-ı Şerifin bereketi hürmetine Cenab- ı Allah hizmetlerimize olan gayretlerimizi, şevkimizi, tesanüd ve uhuvvetimizi ziyadeleştirsin.


Mehtap Yıldırım

Risale-i Nur Okumak





Bediüzzaman Said Nursi henüz genç bir delikanlı iken Van’da Tahir Paşanın konağındaki ikameti sırasında gazetede okuduğu müthiş haber karşısında tüm haşmet ve cesaretiyle yerinden fırlamıştı. Haber şöyledir : İngiliz Mebusanında Müstemlekât Nâzırı (Sömürgeler Bakanı) Gladiston elinde Kur’an-ı Kerimi göstererek söylediği bir nutukta “Bu Kur’an, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’anı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur’andan soğutmalıyız” diye hitabede bulunmuştur.
Bu havadis üzerine genç Molla Said, kararlı ve keskin nazarını ötelere dikerek “Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez manevî bir güneş hükmünde olduğunu ben dünyaya isbat göstereceğim!” diye haykırır. Böyle kuvvetli bir niyet ile harekete geçer. Ne olursa olsun bu Millet Kur’an hakikatlerini okumalıdır. Hem aklî ve mantıkî delillerle tam kanaat ederek okumalıdır! Cahil kalmamalıdır! Bunun üzerine Üstad Hazretleri vakit kaybetmeden fen ve din ilimlerinin bir arada okutulacağı Medresetüz’zehra adlı üniversite projesini hayata geçirmek için girişimlere başlamıştır.
Bundan sonra ise ne zaman Kur’an’ın bir hükmü ortadan kaldırılmaya çalışılsa Üstad hazretleri daha parlak bir şekilde ortaya çıkarıp ispat etmiştir. İnkârcılara da kabul etmekten başka söyleyecek söz bırakmamıştır. Mesela inkârcılar Naturalizm (Tabiatçılık) fikrini ortaya atarak, her şeyi (hâşâ) doğanın yarattığı inancını yaymaya çalıştıkları bir sırada, Bediüzzaman Hazretleri Tabiat Risalesini telif ederek Tabiatperestlerin küfür fikrini bir daha dirilmemek üzere öldürmüştür. Sonra yine milletin ahiret inancını ortadan kaldırmaya çalışan inkârcı gurup alenî bir şekilde gazete ve mecmualarda haşrin olmadığına dair makaleler yazarak bu fikri yaymaya çalıştıkları vakit, Üstad Hazretleri büyük bir heyecan ve ızdırapla Haşir Risalesini yazmıştır. Haşrin varlığını öyle bir ispat ve izah etmiştir ki, inkârcıların en önde gelenine dahi “Adam neredeyse ahiretin sokaklarını tarif etmiş!” dedirtecek kadar büyük bir tesire muvaffak olmuştur.
1940 senesinde Kastamonu’daki lise talebelerinin “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” demeleri üzerine Üstad Hazretleri “Siz muallimlerinizi değil, okuduğunuz fenleri dinleyin. Çünkü onlar, mütemadiyen lisan-ı hal ile Allah’tan bahsediyorlar” deyip misallerle fenlerin diliyle Allah’a iman hakikatini ispat etmiştir. Risale-i Nur’un eğitim metotlarındandır ki, her fenden Allaha giden pencereler açılır. Kâinat büyük bir kitaba benzetilir. Her sayfası, her kelimesi, her harfi Yaratıcısına işaret eder. Onu tanıttırır.
İşte Risale-i Nur’un gayesi de; okuyan, sorgulayan, araştıran ve ilim yolu ile Yaratıcısını tanıyan, bu yolda terakki eden hamiyetli gayretli bireyler yetiştirmektir. Nur’un sadık kahramanı Zübeyir Gündüzalp “ Bütün tehlike okuyamamaktan çıkıyor. Okuyamamaktan kork!” diyerek okumak üzerinde sıkça durmuştur. “Daima okumak. Dem ve damarlarımıza karışacak derecede okumak…”
Bugün insanların ortak şikâyeti “okuyamamak” olsa da Risale-i Nur diğer kitaplara benzemediğinden daima ve sürekli bir okuyucu kitlesi bulmaktadır. İlim öğrenmenin ve zamanı değerlendirmenin en kestirme ve en kârlı yolu da Risâle-i Nur okumaktan geçmektedir. Risale-i Nur okuyan insanlar körü körüne değil de, nereden gelip nereye gittiğini, niçin yaşadığını, hayatın gayesini sorgulayan ve aklî delillerle öğrenen bilinçli bireylerdir.
Bediüzzaman’a göre aklı nurlandıran fen bilimleri, kalbi nurlandıran ise din ilimleridir. İkisinin birleşmesiyle hakikat ortaya çıkar. Doğrudan doğruya Kurandan süzülen, Kur’an’ın parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur akıl ve kalp birimlerini birlikte hareket ettirerek okurlarına entelektüel bir zeka sağlar ve başarıya ulaştırır.
Bediüzzaman Hazretlerinin Medresetüz’zehra projesi her ne kadar maddi olarak hayata geçirilememiş olsa da, Risale-i Nur okuyan her insan ayaklı bir medrese, Risale-i Nur okunan her ev bir medrese-i Nuriye olmuştur.

Mehtap Yıldırım