15 Aralık 2007 Cumartesi

Hayatımıza Format Atalım



Hayatımızın ne kadar değerli olduğunu bilmemize rağmen hayatımızda çok bunaldığımız anlar olmuştur. Böyle anlarda bizi hayata yeniden bağlayacak bir destek, bir güç, belki de bir tesellî ararız. İşte böyle durumlarda bizi hayata döndürecek ve hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlamamızı sağlayacak bir yöntem vardır.
Bir çoğunuz belki hatırlayacaksınız ki, Can Dündar’ın “Arada Bir Bunaldığınızda” başlıklı etkili ve dokunaklı bir yazısı vardır. Yazarın okuduğu bir psikoloji kitabında deniyordur ki: “Arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”... Bu cümle ile çarpılır ve o da aynen öyle yapar. Kendi ölümünü ve cenazesini öyle bir canlandırır ki, kendisi de ve o yazıyı okuyanlar da gözyaşlarını tutamaz hale gelirler. Tüm sevdiklerini, yakınlarını bir bir gözden geçirir. Eşini, oğlunu, annesini, babasını ve tüm dostlarını, yakınlarını tek tek yerleştirir tabutunun çevresine. “Babaaa” diye ağlayan oğlunun sesini bizler de duyar gibi oluruz, içimiz sızlar. Ve biricik eşini düşünür, bir daha “Seni çok seviyorum” diyemeyecektir. Bir daha hevesle açamayacaktır çalan kapıyı. Ve yakınlarının “Vah vah erken gitti” gibi acı dolu sözlerini düşünür. Ve yazısının sonunda der ki: “Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen yeniden doğdum... Bilgisayar diliyle ‘Format attım hayatıma’...”
Okuyucularına da bir tavsiyesi vardır. “Lütfen arada bir buradan aldıklarınızı tartın, düşünün ve hayatınızı gözden geçirin” der. Ölümün kime ve ne zaman geleceğini yüce Allah’tan başka bilen olmadığını ve hazır yaşıyorken, nefes alıyorken yapabileceklerimizi yapmamızı, ertelemememizi söyler. “Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın ve en önemlisi; verdiği-vermediği, aldığı-almadığı her şey için, tekrar tekrar şükredin Yüceler Yücesi Yaradana” sözleriyle son bulur yazı. Ben de ilk okuduğum günden beri bu yazıyı arada sırada tekrar okurum. Tekrar düşünürüm, kendi hayatımı ve kendi cenazemi. Herşeyden önce inancımızın da bir gereğidir ölümü sık sık hatırlamak.
Peygamber Efendimiz (asm) “Ölmeden önce ölünüz”, “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” gibi hadis-i şerifleriyle ölümü düşünmenin önemini sıkça vurgulamıştır. Kabir ziyaretlerini tavsiye etmiştir. Asrın âlimi Bediüzzaman Said Nursî de, her insanın içinde bulunduğu hazır zamandan hayâlen istikbale giderek kendi akibetini görebileceğinden bahseder. Bir çok defa kendisi de, kendi ölümünü düşünüp, kendi cenazesini müşahede etmiştir. İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebinin, râbıta-ı mevt olduğunu belirtmiş; onu “ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmak” şeklinde tarif etmiştir.
Hepimiz bir gün ölümü tadacağımıza göre, öleceğimizi düşünmeden yaşamak deve kuşunun durumundan farksız olur. Öyleyse arada sırada mutlaka kendi cenazemizi düşünelim. Ve tekrar içinde bulunduğumuz hayata döndüğümüzde geçmişteki hatalarımızı tekrarlamayalım, günahlarımıza samimi bir şekilde tevbe edelim, sevdiklerimize daha sıkı sarılalım, hayatımızın kıymetini bilelim. Yeni bir sayfa açalım. Yani biz de bir format atalım hayatımıza. Yeniden başlayalım herşeye.
Her nefesimizin, her ânımızın değerini bilerek, ömrümüzü hayırlarla geçirmemizi Cenâb-ı Allah’tan niyaz edelim.
“Eğer ölümü öldürüp, zevâli dünyadan izâle etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle; dinleyelim. Yoksa sus! Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.” (Sözler, s. 37)
yazan:Mehtap YILDIRIM

Hiç yorum yok: