16 Aralık 2007 Pazar

gurbetin hüznü




Yalnızdır insan kalabalıklarda bile...
Dünyaya gelirken de yalnız, giderken de yalnız gideriz. Bazen bir metropolde yüzlerce telâşlı çehreden biridir insan. Bazense Anadolu’nun bir kasabasında içten gülen bir yüzdür. Ama yalnızdır, gariptir, yolcudur, nerede ve kimlerle olursa olsun.
Bir çoğumuz gurbette olmasak da, konakladığımız bir han misâlindeki dünyada gurbetteyizdir. Memleket itibariyle gurbette olanlar için ise, gurbet içinde gurbettir yaşamak. Lacivert bir denizin içinde yalnız yüzen yıldız gemilerinden biridir dünyamız. Belki o da aynı hüzünden muztariptir kimbilir..
Ailemiz, arkadaşlarımız ve bir sosyal çevremiz olsa da, kendimizle baş başa kaldığımızda ne kadar yalnız olduğumuzu anlarız. Bazen yakınlarımızı kaybetmenin hüznü, bazen ömrümüzün bir yılını daha geride bırakmanın hüznü çöreklenir yüreğimize. Yaşı kemale erenler içinse saçına düşen ilk ak, ya da yüzüne düşen ilk çizgi habercisidir dünyadan ayrılacağının... Genç olsun yaşlı olsun uzaklara dalıp giden gözlerde hep bir şeylerin hasreti vardır, hüznü vardır..
Dünyanın servetine sahip de olsa fakirdir insan.. Bir süre konaklamak için geldiği bu handa, bu gurbet elde neyi sahiplenebilir ki? Fakir olduğu kadar da acizdir insan. Ne kadar saklasa da, içten içe bir hüzün vardır yüreğinde. Endişeler taşır, korkuları vardır. En sevdiklerinden ayrılmak, en güzel günlerinin bitmesi kalbinin derinliklerinde bir sızı olarak kalır. Bu bakımdan insan için zordur yaşamak.. Bir çiçeğin solması bile yüreğini sızlatır. Bir yaprağın titreyerek düşmesi kalbini titretir. Özlem duyar geçmişine, kaybettiklerine... Bazen iki damla yaş olur gözlerinde, bazen acı bir sessizlik...
Bazen bir otobüsün ardından el sallamaktır gurbetin hüznü... Hem giden ağlar, hem geride kalan. İnsan kalbi dayanamaz ki... Mümkün mü acı çekmeden, gözyaşı dökmeden yaşamak?
Paylaşılmaz kimseyle bu gurbetin hüznü, yalnızlığı. Ne ana baba ile, ne kardeşle... Ne eş, ne dost çare olmaz bu derde..
Böyle bir ruh halinde penceremden bakarken, biri gelip bir süre balkonda konaklıyor. Sanki o da aynı düşüncelerde, o da yalnız. Sonra dağlar gözüme çarpıyor. Yıllar yılı dimdik duran, başı eğilmez dağlar. Bakıyorum ki onlar da derin bir düşünce içinde. Bir grup ağaç var ama her biri ayrı bir duruş içinde. Her şey tek başına bu kalabalık içinde.
Hayatın hüznünü derinden hissederken; her şeyin sahibi Allah’ın, herkesi, her şeyi idare ediyor olması, sonsuz şefkati ve rahmetiyle kâinatı kuşatıyor olması bana bir teselli oluyor. Aydınlık bir kapı aralanıyor hüzünlü gözlerimde. Allah sevgisini kalbimde, damarlarımda hissediyorum. “Ben kuluma şah damarından daha da yakınım” demiyor muydu? Anladım ki, bu hüznün ilacı, bu yalnızlığın çaresi ancak Ona güvenmek, Ona dayanmakla mümkün. Beni anlayan cevap veren biri vardı artık. Her şeyin sahibi Yaratıcımız her şeyi aynı anda gözetip idare ediyor ve hiçbir şeyi yalnız bırakmıyordu. Sevgisiyle, merhametiyle, sonsuz ikramıyla, sonsuz rahmetiyle her an hepimizin, her şeyin imdadına yetişen, duâlarımıza cevap veren Rabbimize şükürler olsun.
yazan:Mehtap YILDIRIM

Hiç yorum yok: