
Ne zamandır toprak ve bitkiler susuzdu. Zaman zaman az miktarda kısa süreli yağışlar olmuştu ama bu onların susuzluğuna kâfi gelmemişti. Bu düşüncelerle eve dönerken ağaçların gölgelediği yolu tercih etmiştim. Hava öyle sıcaktı ki, yağmur yağsa da hiçbir yere sığınmadan, kaçmadan öylece altında ıslansam diyordum. Ağaçlar da hafif hafif salınarak duâ ediyorlardı. Kiminin yapraklarına dokundum şefkatle, kiminin gövdesine. Güneşin sıcaklığı ile iyice ısınmışlardı. Belli ki suya ihtiyaçları vardı. Bir parça üzüntü duydum. Bizim hatalarımızdan dolayı bitkiler ve hayvanlar da zarar görüyor diye düşündüm. Zira küresel ısınmada onların hiçbir suçu yoktu. İçimden “Allah’ım ne olur bizim yüzümüzden bu masumları da susuz bırakma” dedim.
Eve yaklaştığımda gök gürültüleri ve bulutların arkasına gizlenen güneş, yağmurun yağacağını haber veriyordu. Sonra ilk damlayı yüzümde hissettim. İkinci, üçüncü derken sıklaşan damlalarla sevince boğuldum. Eve girdiğimde hemen penceremin önüne koştum. Yağmur gittikçe hızlanmış, âdeta bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Sokaklardan mazgallara doğru seller akıyordu. Hayatım boyunca bu kadar şiddetli yağmura şahit olmamıştım.
Allah’ın hazinesi öyle geniş ve sınırsızdı ki, bizim ihtiyaç duyduğumuz her şey fazlasıyla O’nda mevcuttu. Biz ise fakirliğimize ve acizliğimize rağmen çoğu zaman o sonsuz zenginlik sahibinden istemeyi unutuyorduk. O vermese bir damla suyu dahi gökten indirmeye gücümüz yeter miydi? Hem “Duâ edin, cevap vereyim” demiyor muydu? Bir kul “Ya Rabbi” dediğinde “Buyur ya kulum!” diyordu. “Ben kuluma şah damarından daha yakınım” derken Kendini bize en yakın muhatap kılıyordu.
Zerrelerden gezegenlere her varlığın duâsını kabul eden, seslerini işiten, ihtiyaçlarını gözeten ve zamanında veren O’ydu. Bir karıncanın midesinin duâsını işiten ve ona en güzel şekilde cevap veren, ihtiyacını karşılayan Yaratıcımız nasıl olur da kâinatın en şerefli mahlûku olan insanın duâsını işitmez? Kâinatı ve içindekileri insanın hizmetine sunan Hâlıkımız, kalbimizden geçen en gizli arzularımızı dahi bilir, en ince ihtiyaçlarımızı dahi görür, en küçük fısıltılarımızı dahi işitir. Eğer yeteri kadar duâ etmiyorsak, her ihtiyacımızı Ondan istemiyorsak, Onun bu kudretini itham etmiş olmaz mıyız?
Duâ etmek, atomlardan yıldızlara, bitkilerden hayvanlara kadar bütün mahlûkat ile aramızda evrensel bir dildir. Zira bütün varlıklar duâ ediyor. Çiçekler duâ ediyor, böcekler duâ ediyor. Kuşlar duâ ediyor, ağaçlar duâ ediyor. Tohumlar duâ ediyor, rüzgârlar duâ ediyor. Bulutlar duâ ediyor, dağlar dua ediyor. Aklınıza ne gelirse, gördüğümüz ve göremediğimiz ne varsa dua ediyor.
Kâinat böyle büyük bir dua birliği içinde birbirlerine destek olarak en küçüğünden en büyüğüne kadar maksatlarına ulaşıyorlar. Birinin duası diğerini de etkiliyor. Çekirdeğin duâsı ağacı, ağacın duâsı havayı etkiliyor. Kâinatta her varlığın birbirini etkileyen duâsı ve hepsinin birbiri ile bir irtibatı var. Bu duâ silsilesi ile aralarında mükemmel bir dayanışma ve denge sağlanıyor. Bunlardan biri duâsını yapmasa veya unutacak olsa bu dengeye zarar vermiş olmaz mı? Olurdu elbette ancak onlardan hiçbiri duâ etmeyi unutmadı. Ama biz unuttuk. Kaynaklarımızı israf ederken, yeteri kadar kullanıp şükrünü eda etmeyi unuttuk. Belki çoğumuz ömründe bir ağaç dikmediği gibi, yeşil alanların azalmasında etkin rol oynadı. “Tek ben miyim sanki” diyerek verdiğimiz zararları görmezden geldik. Ta ki küresel felâketler kapımızın eşiğine gelinceye kadar. Neyse ki son yıllarda bütün ülkeler mavi küremizi korumaya yönelik tedbirler almaktalar. İnsanlarda bu bilincin uyanması çok güzel bir gelişme.
Dünyamızı korumaya yönelik çalışmalarda bütün dünya insanlarıyla birlik olduğumuz gibi duâda da birlik olmalıyız. Etnik kökeni, rengi, dili, dini ne olursa olsun her insan, bütün varlıklarla ortak paydamız olan duâ birliğine dâhil olmalıdır. Bu çalışmanın adına da “küresel duâ” diyebiliriz. Böylece hem fiilen hem de lisanen çalışarak dünyamızı felâketlerden koruyabiliriz.
Eve yaklaştığımda gök gürültüleri ve bulutların arkasına gizlenen güneş, yağmurun yağacağını haber veriyordu. Sonra ilk damlayı yüzümde hissettim. İkinci, üçüncü derken sıklaşan damlalarla sevince boğuldum. Eve girdiğimde hemen penceremin önüne koştum. Yağmur gittikçe hızlanmış, âdeta bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Sokaklardan mazgallara doğru seller akıyordu. Hayatım boyunca bu kadar şiddetli yağmura şahit olmamıştım.
Allah’ın hazinesi öyle geniş ve sınırsızdı ki, bizim ihtiyaç duyduğumuz her şey fazlasıyla O’nda mevcuttu. Biz ise fakirliğimize ve acizliğimize rağmen çoğu zaman o sonsuz zenginlik sahibinden istemeyi unutuyorduk. O vermese bir damla suyu dahi gökten indirmeye gücümüz yeter miydi? Hem “Duâ edin, cevap vereyim” demiyor muydu? Bir kul “Ya Rabbi” dediğinde “Buyur ya kulum!” diyordu. “Ben kuluma şah damarından daha yakınım” derken Kendini bize en yakın muhatap kılıyordu.
Zerrelerden gezegenlere her varlığın duâsını kabul eden, seslerini işiten, ihtiyaçlarını gözeten ve zamanında veren O’ydu. Bir karıncanın midesinin duâsını işiten ve ona en güzel şekilde cevap veren, ihtiyacını karşılayan Yaratıcımız nasıl olur da kâinatın en şerefli mahlûku olan insanın duâsını işitmez? Kâinatı ve içindekileri insanın hizmetine sunan Hâlıkımız, kalbimizden geçen en gizli arzularımızı dahi bilir, en ince ihtiyaçlarımızı dahi görür, en küçük fısıltılarımızı dahi işitir. Eğer yeteri kadar duâ etmiyorsak, her ihtiyacımızı Ondan istemiyorsak, Onun bu kudretini itham etmiş olmaz mıyız?
Duâ etmek, atomlardan yıldızlara, bitkilerden hayvanlara kadar bütün mahlûkat ile aramızda evrensel bir dildir. Zira bütün varlıklar duâ ediyor. Çiçekler duâ ediyor, böcekler duâ ediyor. Kuşlar duâ ediyor, ağaçlar duâ ediyor. Tohumlar duâ ediyor, rüzgârlar duâ ediyor. Bulutlar duâ ediyor, dağlar dua ediyor. Aklınıza ne gelirse, gördüğümüz ve göremediğimiz ne varsa dua ediyor.
Kâinat böyle büyük bir dua birliği içinde birbirlerine destek olarak en küçüğünden en büyüğüne kadar maksatlarına ulaşıyorlar. Birinin duası diğerini de etkiliyor. Çekirdeğin duâsı ağacı, ağacın duâsı havayı etkiliyor. Kâinatta her varlığın birbirini etkileyen duâsı ve hepsinin birbiri ile bir irtibatı var. Bu duâ silsilesi ile aralarında mükemmel bir dayanışma ve denge sağlanıyor. Bunlardan biri duâsını yapmasa veya unutacak olsa bu dengeye zarar vermiş olmaz mı? Olurdu elbette ancak onlardan hiçbiri duâ etmeyi unutmadı. Ama biz unuttuk. Kaynaklarımızı israf ederken, yeteri kadar kullanıp şükrünü eda etmeyi unuttuk. Belki çoğumuz ömründe bir ağaç dikmediği gibi, yeşil alanların azalmasında etkin rol oynadı. “Tek ben miyim sanki” diyerek verdiğimiz zararları görmezden geldik. Ta ki küresel felâketler kapımızın eşiğine gelinceye kadar. Neyse ki son yıllarda bütün ülkeler mavi küremizi korumaya yönelik tedbirler almaktalar. İnsanlarda bu bilincin uyanması çok güzel bir gelişme.
Dünyamızı korumaya yönelik çalışmalarda bütün dünya insanlarıyla birlik olduğumuz gibi duâda da birlik olmalıyız. Etnik kökeni, rengi, dili, dini ne olursa olsun her insan, bütün varlıklarla ortak paydamız olan duâ birliğine dâhil olmalıdır. Bu çalışmanın adına da “küresel duâ” diyebiliriz. Böylece hem fiilen hem de lisanen çalışarak dünyamızı felâketlerden koruyabiliriz.
yazan:Mehtap YILDIRIM

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder