18 Aralık 2007 Salı

hayat teknik bir hadise midir?



Hayattan çok şey bekledik bugüne kadar. Bu beklentileri manevî ve maddî olarak ikiye ayırabiliriz. Manevî değerlerimize; inanç, duygular, ahlâk, gelenek ve görenekler gibi faktörleri örnek verecek olursak, maddî unsurlara ise bilgi ve teknik sonucu elde edilen her şeyi örnek gösterebiliriz. Tekerlekten son model arabalara, taş baltadan bilgisayarlara kadar hepsi daha iyi, daha rahat şartlarda yaşamak içindi.
Burada vurgulanması gereken bir gerçek var ki, bilim ve tekniğin tarihi peygamberlerimizin mucizeleriyle başlamış ve ileride yapılabileceklere ışık tutmuştur. Birçok icadın piri peygamberler ve İslâm âlimleri olmuştur. Fakat onlar hayatlarındaki bu nimeti yaşamak için amaç olarak değil, araç olarak kullanmışlardır. Günümüz toplumlarında ise, teknoloji her konuda olduğu gibi insanların manevî değerleri üzerinde de baskın rol oynamakta. Bu da çoğu zaman kültür yozlaşmasını, ahlâkî çöküntüyü beraberinde getirmektedir. Buradan şu anlaşılmasın ki, "teknoloji zararlıdır." Aksine bir nimettir. Ateş yakıyor diye, ateş kötüdür diyemeyiz. İnsanlar ya da toplumlar teknoloji ile hayatları arasındaki dengeyi kuramadıkları zaman, manevî değerleri zarar görmektedir. Bizim hayatımızı kolaylaştırmak için teknolojiye hâkim olmamız gerekirken, teknoloji bizim hayatımıza hâkim olup hayatımızı zorlaştırmaktadır. Bu da yanlış kullanımından, amacının dışına çıkarılmasından kaynaklanmaktadır.
19. ve 20. yüzyıllarda teknolojinin açtığı problemlere karşı Batıda büyük tepkiler ve tartışmalar oluştuğunu çeşitli kaynaklardan biliyoruz. Meselâ İngiliz romancı, öğretmen ve rahip Samuel Butler, "makineler mi duyguları, yoksa duygular mı makineleri yok edecek?" sorusuyla geniş yankı uyandırmıştır. D. Bell ise, "İnançlarımızda yıkılma eğilimi her şeyden önce teknik ilerleme ve rasyonel planlama ile alâkalı olarak ortaya çıkan aşırı sekülerleşme (dinsizleşme) neticesidir" diyerek inançlarının yıkılmasını teknik ilerlemelere bağlamıştır. D.R. Hardman ise şöyle demiştir: "Birkaç genellemenin dışında bu hüküm doğrudur. Cehalet ve iştahın kötüye kullanılması, sadece ticaretle uğraşan maceraperestlerin servet yaptıkları bir faaliyet değildir. Hükümetler, belki de daha büyük ölçüde bu eylemin içindedirler. Max Weber de, teknoloji ve ilmin ilerlemesi ile insanın manevî güçlerden uzaklaştığı kanaatindedir.(1) Toplumlar teknolojiye sahip olma arzusu ile teknolojinin esiri olma çelişkisi arasında net bir düşünce geliştirmekte zorlanmışlardır.
Oysa ki, teknolojiye İslâmiyet'in bakış açısı nettir. Kur'ân-ı Kerimin günümüze hitap eden tefsirleri olan Risâle-i Nur'da çağımızın mimarı Bediüzzaman Said Nursî tekniği insanın aczine ve ihtiyacına binaen Allah'ın bir lütfu olarak açıklar. Ona göre teknik, medeniyetin istinad ettiği marifet (ilim), san'at ve ticaretten ibaret üç esasın san'at kısmını temsil eder. Bediüzzaman'a göre, Kur'ân-ı Kerim'de peygamberlerin mucizelerinden bahsedilmekle, Müslümanlar o mucizelerin benzerlerini ilim ve san'at (yani teknik) yoluyla elde etmeye teşvik edilmiş olmaktadır. Çünkü peygamberler, her hususta örnek alınacak uyulacak kimselerdir. Şöyle der: "Kur'ân-ı mucizu'l Beyân'ın en parlak âyetleri olan mucizât-ı enbiya âyetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak değil, belki onlar, maâni-yi irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mucizât-ı enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san'ât-ı beşeriyenin nihâyet hududunu çiziyor. En ileri gâyâtına parmak basıyor, en nihayet hedefleri tayin ediyor; beşerin arkasına dest-i teşviki vurup, o gayeye sevk ediyor"(2).
Bediüzzaman'a göre, peygamberlerin mazhar olduğu mucizeler, insanlığın fende ulaşacağı hedefleri gösterir. Peygamberler böylece, sadece manevî kemâli değil, maddî kemâli de temsil ederler.
Bediüzzaman, tekniğin elde edilmesinin gerekli olduğunu belirtmekle birlikte, bunun hayırda kullanılması gereğine dikkat çeker. Aksi takdirde, teknikten zarar görüleceğini belirtir. Eserlerinde çeşitli yerlerde bu konuya değinir. Nûr Âleminin Bir Anahtarı adlı risâlesinde bu husustaki düşüncesi şöyledir:
1. Medeniyet-i hâzıranın harikaları Allah'ın insanlara verdiği bir nimeti, bir lütfudur.
2. Öyleyse insanlık bu nimete şükretmelidir.
3. Bu teknik harikalara şükür, onların insanlığın hayrına kullanılmasıyla olur.
4. İnsanlar heva ve hevesleri, sefâhet ve eğlenceleri için kullanmaktadırlar.
5. Ceza olarak her teknik bir musibet getirmiştir ve getirecektir.
Evet, hayra kullanılmayan, yani şükürsüz kullanılan her teknik muhakkak bir ceza getirmiştir ve getirecektir. Bu tesbitleri göz önünde bulundurarak teknoloji hayatımıza daha fazla zarar vermeden tekrar düşünmeliyiz. Zira hayatımız, duygularımız teknoloji ürünlerinin reklâmlarındaki gibi tamamen tekniğe endeksli değildir. "Aşk teknik bir hadise midir?" diyor bir reklâm sloganında. Peki, hayat teknik bir hadise midir ki, makinelerin içinde biz de makineleşirken duygularımızı köreltelim? Hayatımızın her ânı değerli. Yapmak istediklerimiz çok, hayat ise kısa. Teknoloji; hayatımızı, duygularımızı, maneviyatımızı ele geçirip kendine esir etmeden biz onu ele geçirmeli, onu bir binek olarak kullanarak yolumuza son sürat devam etmeliyiz.
Kaynaklar:
1. Sorgulayan Denemeler-Bertrand Russell
2. Sözler s. 231, 20.söz
yazan:Mehtap Yıldırım

Hiç yorum yok: