
Halk arasında zaman zaman duyduğumuz bir atasözümüz vardır. “Dost kötü günde belli olur”. Buradan anladığımız, insanın iyi ve mutlu gününde yanında bulunan çok olur. Ancak darda kaldığında, bir ihtiyacı, bir sıkıntısı olduğunda yanındaki kişi sayısı çok azdır ya da hiç yoktur. Bu yüzdendir ki “dost kötü günde belli olur” demişler.
Hangimiz iyi ve kötü günümüzde, her halde ve şartta yanımızda olacak, bize çözüm yolları önerecek, yargılamadan, soru sormadan dinleyecek, teselli, aşk ve şevk verecek bir dost istemez ki.. İsteriz istemesine de öyle biri var mı ki demeyin.
Ben böyle bir dost tanıyorum. Bu öyle bir dost ki, isteyen herkesle kişinin samimiyeti nisbetinde bir dostluk kurar. Özellikle kötü günde en büyük destek, derman, şifa kaynağı, teselli ve çare ondan gelir. Bu dostun bir özelliği de sizi pek çok hakiki arkadaş ve kardeşlerle tanıştırır. Kederli, karanlık dünyamızı bir anda küçük bir cennet hayatına çevirir.
Evet, bu çok kıymetli, aziz dost Risale-i Nurdur. Bu dostun iyi günden ziyade kötü gün dostu olduğunu geçmişteki örneklerden ve dikkat ettiysek kendi hayatımızdan da anlarız. Suçlu, kederli, ezik, asabi birçok insanın bir araya geldiği soğuk ve karanlık hapishaneleri nasıl sıcaklık ve nur ile doldurduğunu hatırlayalım. Sonra o insanları samimi bir kardeşlik bağıyla nasıl birbirlerine bağladığını. Kan davalılarını bile can ciğer kardeş eylediğini, katillere bir tahtakurusunu dahi öldürmeyecek şefkat ve masumiyet, muhabbet kazandırdığını hepimiz biliriz.
Sonra kendi hayatımızı düşündüğümüzde, en kederli anımızda en güzel ve en samimi teselliyi Risale-i Nurdan almadık mı? Biz ne zaman istesek o bizimle konuştu, sohbet etti. Aklımızdan geçenleri biliyormuş gibi bize cevaplar verdi. Çelişkiler içinde kaldığımızda, yolumuzu aydınlatacak bir nur aradığımızda imdadımıza yetişti. İçimizi yakıp kavuran kaygılarımızı sıfıra indirdi.
Kaç kez yanlış tercihlerden geri döndürdü. Aklımıza, kalbimize, nefsimize şefkat eliyle sahip çıkıp bizi tuttu.. Elimizi tuttu.. Başa sardı hayatımızı, tüm hatalarımızı yuttu.. Çok sevdi bizi. Çok kusurlu olmamıza rağmen “gel kardeşim, birlikte seninle bir seyahate çıkacağız” dedi. Bize sabırla, şefkatle her şeyi öğretti. Bize “aziz kardeşim” dedi, bize “sıddık kardeşim” dedi. Bunlar nasıl güzel hitaplar? Etrafınızda kaç arkadaşınız vardır ki size böyle en güzel hitaplarda bulunan…
Bu dostluk muhabbete adanmış bir yoldu. Kardeşlik, sevgi, barış, hoşgörü yoluydu. Kötü günleri iyi ve huzurlu günlere çeviren bu dost, her günde ve her halde en iyi arkadaş ve yoldaştı. Huzur, rahat, bereket, ferahlık, zindelik, mutluluk veren bu dostumuzla ilişkilerimizi daha samimi hale getirirsek dünyada da ahirette de kazançlı çıkarız. Zira dünyadaki dost ve ahbaplar bize ancak kabir kapısına kadar eşlik ederler.
Dünyadaki dostlarımız bizi kabrimize bırakıp gittiklerinde, o kara ve karanlık günde de Risale-i Nur sevimli ve nurlu yüzü ile karanlık perdeleri aralar, bize cennet bahçelerini seyrettirir. Onunla samimi bir dost olan hiçbir zaman, hiçbir yerde perişan kalmaz.
yazan:Mehtap Yıldırım
Hangimiz iyi ve kötü günümüzde, her halde ve şartta yanımızda olacak, bize çözüm yolları önerecek, yargılamadan, soru sormadan dinleyecek, teselli, aşk ve şevk verecek bir dost istemez ki.. İsteriz istemesine de öyle biri var mı ki demeyin.
Ben böyle bir dost tanıyorum. Bu öyle bir dost ki, isteyen herkesle kişinin samimiyeti nisbetinde bir dostluk kurar. Özellikle kötü günde en büyük destek, derman, şifa kaynağı, teselli ve çare ondan gelir. Bu dostun bir özelliği de sizi pek çok hakiki arkadaş ve kardeşlerle tanıştırır. Kederli, karanlık dünyamızı bir anda küçük bir cennet hayatına çevirir.
Evet, bu çok kıymetli, aziz dost Risale-i Nurdur. Bu dostun iyi günden ziyade kötü gün dostu olduğunu geçmişteki örneklerden ve dikkat ettiysek kendi hayatımızdan da anlarız. Suçlu, kederli, ezik, asabi birçok insanın bir araya geldiği soğuk ve karanlık hapishaneleri nasıl sıcaklık ve nur ile doldurduğunu hatırlayalım. Sonra o insanları samimi bir kardeşlik bağıyla nasıl birbirlerine bağladığını. Kan davalılarını bile can ciğer kardeş eylediğini, katillere bir tahtakurusunu dahi öldürmeyecek şefkat ve masumiyet, muhabbet kazandırdığını hepimiz biliriz.
Sonra kendi hayatımızı düşündüğümüzde, en kederli anımızda en güzel ve en samimi teselliyi Risale-i Nurdan almadık mı? Biz ne zaman istesek o bizimle konuştu, sohbet etti. Aklımızdan geçenleri biliyormuş gibi bize cevaplar verdi. Çelişkiler içinde kaldığımızda, yolumuzu aydınlatacak bir nur aradığımızda imdadımıza yetişti. İçimizi yakıp kavuran kaygılarımızı sıfıra indirdi.
Kaç kez yanlış tercihlerden geri döndürdü. Aklımıza, kalbimize, nefsimize şefkat eliyle sahip çıkıp bizi tuttu.. Elimizi tuttu.. Başa sardı hayatımızı, tüm hatalarımızı yuttu.. Çok sevdi bizi. Çok kusurlu olmamıza rağmen “gel kardeşim, birlikte seninle bir seyahate çıkacağız” dedi. Bize sabırla, şefkatle her şeyi öğretti. Bize “aziz kardeşim” dedi, bize “sıddık kardeşim” dedi. Bunlar nasıl güzel hitaplar? Etrafınızda kaç arkadaşınız vardır ki size böyle en güzel hitaplarda bulunan…
Bu dostluk muhabbete adanmış bir yoldu. Kardeşlik, sevgi, barış, hoşgörü yoluydu. Kötü günleri iyi ve huzurlu günlere çeviren bu dost, her günde ve her halde en iyi arkadaş ve yoldaştı. Huzur, rahat, bereket, ferahlık, zindelik, mutluluk veren bu dostumuzla ilişkilerimizi daha samimi hale getirirsek dünyada da ahirette de kazançlı çıkarız. Zira dünyadaki dost ve ahbaplar bize ancak kabir kapısına kadar eşlik ederler.
Dünyadaki dostlarımız bizi kabrimize bırakıp gittiklerinde, o kara ve karanlık günde de Risale-i Nur sevimli ve nurlu yüzü ile karanlık perdeleri aralar, bize cennet bahçelerini seyrettirir. Onunla samimi bir dost olan hiçbir zaman, hiçbir yerde perişan kalmaz.
yazan:Mehtap Yıldırım

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder