22 Aralık 2007 Cumartesi

gelecek bayramlara özlem





Kalplerimiz bir bayram sevincini daha yaşarken bir tarafımızda sevincini yaşayamadığımız, özlemini çektiğimiz eksik kalan yanlarımız da var. “Hayat Bayram Olsa” şarkısındaki temennî gibi hayat hep bayram olmuyor. Ya da büyüklerimize “Nerede o eski bayramlar” dedirten özlemleri de bize geçmiş bayramları geri getirmiyor. Öyleyse geçmiş bayramlara teessüflerle özlem duyacağımıza, neden kendimizi daha güzel bayramlar yaşamaya hazırlamayalım ki? Büyüklerimizin her bayram ah çekerek yaptığı bayram nostaljilerine karşı ben de gelecek daha güzel bayramları düşünmek istiyorum.
Öyle bayramlara zemin hazırlamalıyız ki, bizden sonra gelecek olan nesiller, “Ne günlere kaldık” yerine, “Ne güzel günlere geldik” diyebilsinler. Madem ki bizler cennetâsâ baharda geldik, bayramlarımız da baharımıza uygun bir şekilde kalp ve gönüllerimizde çiçekler açtırsın. Güzel kokuları, tatlı renkleri, sıcak duyguları ile dostluk ve kardeşliği pekiştirsin. Sosyal huzurun, toplumsal barışın tadı ve çeşnisi olsun.
Şimdi 21. yüzyılın bir bayram sabahının penceresinden gelecek bayramlara bakıyor gözlerim. Önce yakın çevremde tam bir muhabbet, sevgi, saygı ve birbirinde fani olmuş dostluk ve kardeşlik meltemleri esiyor. Kalpler huzurla, ruhlar sürurla dolmuş. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi, komşu hakkı, misafir ve yolculara gösterilen ihtimam ve ikram gibi inancımızdan kaynaklanan güzellikler şelâlesi çağlıyor her tarafta. Kalpler kırılmıyor, gönüller incitilmiyor. Bayramlar bir tatil fırsatı olarak değil, gerçek bir yakınlaşma ve kaynaşma vesilesi olarak görülüyor.
Sonra nazarımın dairesini genişletiyor, beldeme, bölgeme ve ülkeme bakıyorum. Aynı güzelliklerin yansımasını bu geniş dairelerde de görüyorum. Sokaklarda gruplar halinde dolaşan gençler, önce büyüklerinin elini öpüyor, sonra da kimsesiz, yaşlı ve hasta insanları ziyaret ediyorlar. Gittikleri her yere sevgi, saygı ve ümit çiçeklerinden buketler bırakıyorlar. Kapısını çalacak kimsesi olmayan yaşlı bir teyze, karşısında elini öpmek için bekleyen bir grup genci görünce gözleri doluyor, sevincini gözyaşları ile dışa vuruyor.
Mahallî ve mülki idarelerin başkanları, tatil günlerinde de dairelerinde bulunuyor, halkın bayram tebriklerini kabul ediyorlar. Hatta bir belediye başkanı, bir kaymakam veya vali, evinden çıkamayacak kadar yaşlı, hasta ve fakir olan insanları evinde ziyaret ederek hediyeler takdim ediyor, onların yalnız olmadıklarını hissettiriyorlar. Böylece idare edenlerle idare edilenler arasında sağlam ve ebedî köprüler kuruluyor. Kurbanın anlamına uygun düşen bir yakınlaşma sağlanıyor.
Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı gibi makamlar, gerçek sahipleri olan halka açılmış, her kesimden insan buralara rahatça girerek büyüklerinin bayramını tebrik ediyor, bu vesile ile devlete ve hükümete olan sadakatini göstermiş oluyor. Devletin başında bulunanlar da, aynı duyguları paylaşarak halk ile bütünleşiyorlar, o makamların bir hükümranlık makamı değil, hizmet mahalli olduğunu ifade ediyorlar. Yöneticiler “Benim halkım” diye halkı bağrına basarken, halk da “Benim devletim” diyerek devletine sahip çıkıyor.
Daireyi biraz daha genişlettiğimiz zaman da, koca bir İslâm âleminin aynı duygularla dolup taştığını görüyorum. Devletler arasında fizikî sınırlar olsa da, kalplerde hiçbir sınır ve sınırlama kalmamış, bütün gönüller Allah sevgisi, Peygamber aşkı ve Kur’ân nuru ile dolup taşıyor. Dünyanın öbür ucu olarak tabir edilen bir mekândaki bir Müslümanın sevgisini yanı başımızda hissediyoruz. Bir Filipinli kardeşimizin derdini, bir Somalili Müslümanın sıkıntısını, Bir Avustralyalı, bir Kanadalı veya bir Norveçli kardeşimizin sevincini, bir Filistinli çocuğun acısını yüreğimizde harman etmiş, hepsini kendi acımız, sevincimiz ve derdimiz olarak görüp paylaşıyoruz. Paylaştıkça acıların azaldığını, sevinç ve mutlulukların da arttığını görüyoruz.
Bu Kurban Bayramı, bana böyle bir kurbiyetin özlemini ve ümidini yaşatıyor. Aranızda bu düşüncelerimin bir ütopya olduğunu düşünenler olabilir. Ancak ümitvar olmalı ve gelecekteki o güzel günlere kendimizi hazırlamalıyız ki, “Ümitvâr olunuz ki, şu istikbal inkılâbâtı içinde en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır” müjdesine kavuşabilelim.

yazan:Mehtap Yıldırım

Hiç yorum yok: